İstanbul gezi maceramız sabahın erken saatlerinde önceden belirlediğimiz noktalarda buluşarak başladı. Öğrenciler velileriyle beraber otobüsümüzün hareket edeceği yere gelmiş, heyecan ve sabırsızlıkla yola koyulmayı bekliyordu.   Öğrencileri yoklama alıp ve  ailelerle vedalaştıktan sonra yola koyulduk. Şarkılar ve danslar eşliğinde eğlenceli bir yolculuk yaptık. İstanbul’a vardığımızda gözümüze ilk olarak takılan yoğun trafik ve yağmurlu havaydı. İlk durağımız O Ses Türkiye Stüdyolarının bulunduğu Ayazağa Stüdyoları oldu. Programa girmeden önce hep beraber öğle yemeğimizi yemek ve gezmek için Vadi İstanbul Alışveriş Merkezinde dolaştık. Saatlerimiz dördü gösterdiğinde O Ses Türkiye Programı için hazırdık. Stüdyoya da bizi yönlendiren  ve koltuklarımıza oturmamıza yardımcı olan görevliler yardımıyla yerlerimizi aldık.  Çok geçmeden programımız başladı. Yarışmacılar “o” ses olduğunu kanıtlamak için değerli jüri üyelerine şarkılarını söyledi. Öğrencilerle birlikte  şarkıları coşkuyla eşlik ederek söyledik. Yarışmacıya hangi jürinin döneceğini tahmin etmek için kendi aramızda yarıştık. Nihayet program sona erdiğinde hepimiz hem çok eğlenmiş hem de bir eğlence programının çekilmesine canlı olarak tanık olmuştuk. Stüdyodan çıktığımızda yağmur başlamış, hava kararmış ve soğumuştu. İstanbul trafiğine aldırmadan hem şehrin güzelliğini, insanların durmak bilmeksizin telaşını hem de programda yaşanılanları konuşarak otelimize vardık. Tüm öğrencilerimizi odalarına yerleştirip akşam yemeğimizi yemek ve ertesi günün yoğun programına enerji toplamak için dinlenmeye başladık. Sabah erkenden öğrencilerimizle kahvaltı salonunda buluştuk. Neşe içinde kahvaltımızı tamamlayıp otel yetkililerine teşekkürlerimizi sunarak çıkışımızı yaptık. Yeni istikametimiz İstanbul Aydın Üniversitesiydi. Florya kampüsünde bizi kocaman bir dünya bekliyordu. Üniversiteyi rehber eşliğinde gezerken çeşitli bölümler hakkında da bilgi sahibi olduk. Mühendislik Fakültesinde; bilgisayar, kimya, tekstil gibi ileri teknoloji kullanımını gerektiren bölümlerin dersliklerini ve laboratuar ortamlarını incelerken, Prof. Dr. Aziz Sancar Technocenter’ı gezip, İstanbul Aydın Üniversitesi öğrencilerinin tasarladığı güneş enerjisiyle çalışan arabayı görme fırsatını da bulduk. Gastronomi ve Mutfak Sanatları bölümündeki öğrencilerinin pasta yapım telaşı görülmeye değerdi. Öğrencilerimizle birlikte aşçılığı hem bir bölüm olarak tanırken, hem de mutfak sanatlarının inceliklerini gözlemiş olduk. İstanbul Aydın Üniversitesinden yüzümüz gülümseyerek ve öğrencilerin gelecekteki üniversite hayalleriyle ayrıldık , sonraki durağımıza doğru yola koyulduk. Panorama 1453 Müzesine vardığımızda öğrencilerin meraklı bakışları yerini hayranlığa bıraktı. Müze Fatih Sultan Mehmet’in 1453 tarihinde İstanbul’u fethettiği güne bürünmüştü. Topkapı sarayının surlarından  Bizans ve Türk askerlerine kadar her detay en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş ve resmedilmişti. Kendimizi birden İstanbul fethi sırasındaki savaş alanında bulmuş gibi hissettik. Oradan  ayrılırken  müzenin ambiyansından sıyrılamadan Topkapı surlarının yanından geçmek yaşayan tarih İstanbul’un büyüsüne kapılmak için bir neden daha sundu bizlere…  Sultan Ahmet Meydanına geldiğimizde de şehrin o tanıdık siluetini yakından inceledik. Sultan Ahmet Meydanında En Koleji öğrencileri olarak fotoğrafımızı çekildikten sonra mimar Sedefkar Mehmet Ağa’nın yaptığı bu camiyi namı diğer “Blue Mosque” gezmek için içeri girdik. Caminin içi tıpkı avlu ve meydanda olduğu gibi çok kalabalıktı. Pek çok milletten insanın bulunduğu bu yerde herkes saygı ve hayranlıkla bu güzel yapıyı inceledi. Camiden dışarı çıktığımızda İbrahim Paşa Sarayı olarak da bilinen Türk ve İslam Eserleri Müzesini gezdik. İçersinde pek çok değerli Türk ve İslami eserlerinin bulunduğu müzeyi öğrencilerimizle birlikte yüzlerce yıl öncesinden kalma kıymetli eşya ve eserleri inceledik. Müzeden çıktıktan sonra artık öğle yemeği ve dinlenme vakti gelmişti. Kısa molamızın ardından gezimizin sonraki noktası olan Yerebatan Sarnıcı’nı gezme fırsatını bulduk. Bizans İmparatoru Justinyan tarafından 542’de şehrin su ihtiyacını karşılamak için yapılmış olan sarnıcı şaşkın ve hayran bakışlarla gezdik. Öğrencilerimizin hemen hepsi yer altındaki bu gizemli sarnıcı hayretle dolaştı. Yerebatan sarnıcının etkisinden kurtulamadan Gülhane Parkının yanından yokuş aşağı Galata köprüsüne kadar tramvay yolunu izledik. Sıradaki gezimiz ise gezinin başından beri öğrencilerimize söz verdiğimiz sürprizimizdi. Sabırsızlıkla Boğaz’da bizi bekleyen sürprize doğru yola aldıktan sonra muhteşem teknemiz Boğaz’da tur yapmak için bizi bekliyordu.  Öğrencilerimizle sevinç içinde tekneye binip Boğazın mükemmel manzarasında eşsiz bir yolculuğa çıktık. Galata Kulesi uzaklardan bizi selamlarken; Ortaköy Camii, Galatasaray Üniversitesi, Dolmabahçe Sarayı, muhteşem Boğaz Köprüsü, Kuleli Askeri Lisesi, Beylerbeyi Sarayı. Kız Kulesi kısaca anlatmaya değer eşsiz güzellikte tüm yapıları hayranlıkla izledik. İstanbul’un büyüsüne kapılmış, gördüğümüz her güzelliği fotoğrafını çekip birbirimize anlatmadan duramıyorduk. Serin ve tatlı Boğaz turumuzun ardından artık eve dönüş vakti gelmişti.  İstanbul’dan hem ayrılmak istemiyorduk hem de gezip gördüğümüz yerleri ailelerimize anlatmak için can atıyorduk. Eğlenceli dönüş yolculuğumuzdan sonra  İzmir’e vardığımızda tatlı yorgunluklarımızla birlikte ailelerimizin sıcak kucakları bizi bekliyordu. İstanbul gezimizin ardından hatıralarımızda  hayranlık uyandıran şehir, yüzümüzdeki tebessüm bize kalan en güzel armağandı.